Hemen belirtilmelidir ki, Hukuk Hakiminin bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, Ceza Hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile Hukuk Hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan Ceza Mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır.
Bundan ayrı, Hukuk Mahkemesinin, Ceza Mahkemesinde görülmekte olan bir ceza davasının sonuçlanmasının bekletici sorun yapması halinde, Ceza Mahkemesinin bu konuda vereceği kararı peşinen kabul etmiş olacağından, bekletici sorun yapılan ceza davası hakkında verilen karar, Hukuk davasında kesin delil teşkil eder ( Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 6. Baskı 2001, cilt:V, s. 5153 ).
Görüldüğü üzere Hukuk Mahkemesi, az yukarıda bağlayıcılık yönü belirtilen ayrık durumlar dışında, Ceza Mahkemesi kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.
Bu noktada, Ceza Mahkemesi kararının Hukuk Mahkemesini bağladığı hallerde, kesin delilin etkisi nedeniyle, Ceza Mahkemesi kararında dayanılmış olan bilirkişi raporunun Hukuk Mahkemesini bağlayacağı; Buna karşılık ceza mahkemesi kararının Hukuk Mahkemesini bağlamadığı hallerde, Ceza Mahkemesinde anılmış olan bilirkişi raporunun, Hukuk Mahkemesini bağlamayacağı, eş deyişle Hukuk Mahkemesinin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği, kuşku ve duraksamaya yer olmaksızın kabul edilmektedir (Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 6. Baskı 2001, cilt V, s:5154-155 ).
Özellikle tarafların iddia ve savunmalarını ispat için, mahkemeden bilirkişi incelemesi yapılmasını istemeleri halinde; Hukuk Hakiminin, uyuşmazlığı kendi tespit ve takdirine, Medeni Hukuk alanı kurallarına göre çözümlemesi gerekir.
Somut durum değerlendirildiğinde; ölümle sonuçlanan iş kazası ile ilgili olarak açılan ceza davasının yargılama sırasında alınan ilk hasar raporlarında sanık …. ve kazada ölen …. kusurlu bulunmuş, son rapordaki kusur oranlarına itibar edilerek sanığın 2/8 nisbetinde kusurlu bulunduğu kabul edilerek mahkumiyetine karar verilmiştir.
Hukuk Muhakemelerinde alınan ilk ve tek kişilik kusur raporunda işveren davalı 5/8, ölen sigortalı işçi, 3/8 oranında kusuru bulunmuş, üç kişilik heyetlerce verilen ikinci ve üçüncü kusur bilirkişi raporlarında ise işveren davalı % 100 kusuru kabul edilmiş, mahalli mahkeme bu son iki heyet raporuna itibar ederek davalıyı tam kusurlu bularak hüküm kurmuştur.
Suçun oluşumundaki ceza hukukundaki kusurluluk kıstasları ile iş ve sosyal güvenlik hukukunun işverene yüklenen işçiyi koruma ve gözetme borcunun sonucu olan kusur belirleme ölçüleri farklıdır. Bu nedenle ceza ve hukuk yargılamalarında farklı kusur oranlarının belirlenmesi doğaldır. Yargıtay uygulamasına göre ceza davasında mahkum olan sanığın hukuk yargılamasında tamamen kusursuz sayılması mümkün değil ise de, ceza yargılamasında yargılanmayan ve mahkum olmayan mağdur veya maktülün hukuk davasında da mutlaka kusurlu sayılması gerektiği yolundaki yüksek 10. Hukuk Daire görüşünü benimsemek B.K. 53. madde düzenlemesine ve genel hukuk kurallarına göre mümkün görmediğimizden, mahalli mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumuzdan Hukuk Genel Kurulu çoğunluğunun bozma kararına katılamıyorum.

Sayfalar: 1 2